İşgal olgusu rakamlarda
Dağlık Karabağ: işgal tarihi - 1988-1992 yılları, arazisi - 4400 kv.km; Şuşa bölgesi: işgal tarihi - 8 Mayıs 1992, arazisi -289 kv.km; Laçin bölgesi: işgal tarihi - 18 Mayıs 1992, arazisi 1840 kv.km; Kelbecer rayonu: işgal tarihi - 2 Nisan 1993, arazisi - 054 kv.km; Ağdam bölgesi: işgal tarihi - 23 Temmuz 1993, arazisi -1150 kv.km; Cebrail bölgesi: işgal tarihi - 23 Ağustos 1993, arazisi - 1050 kv.km; Fuzuli bölgesi: işgal tarihi - 23 Ağustos 1993, arazisi -1390 kv.km; Kubadlı bölgesi: işgal tarihi - 31 Ağustos 1993, arazisi - 802 kv.km; Zengilan rayonu: işgal tarihi - 29 Ekim 1993, arazisi - 707 km kare

Erivan - eski Azerbaycan toprağı

Erivan - eski Azerbaycan toprağı

Her bir Azerbaycanlı için eski Bakü, Gence, Berde, Şeki, Derbent, Nahçivan, Tebriz, Erdebil şehirleri ne kadar değerliyse, Erivan şehri de bir o kadar değerli ve kıymetlidir. Çeşitli dönemlerde Erivan şehrinin bulunduğu arazi Urartu, Sasani, Arap hilafeti, Saciler, Şeddadiler, Selçuklular, İldenizliler, İlhaniler, Timur, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevi, Avşarlar, Kacarlar, Çar Rusyası devletlerinin sınırları içerisinde bulundu. Yalnız 1918 yılında Güney Kafkasya'da ilk Ermeni devleti kurulduktan sonra Erivan şehri Ermenistan'ın başkentine dönüştü.

Erivan şehri 40 ° 08 'kuzey enleminde ve 44 ° 10' doğu boylamında, Ağrı vadisi`nin kuzeydoğu kesiminde yer almaktadır. Deniz rakımından yaklaşık 900-1000 metre yükseklikte bulunan Erivan şehri her taraftan yeşilliklerle çevrelenmiştir.

Eskiden sadece Azerbaycan Türklerinin yerleşik oldukları bu şehrin ismi ortaçağ yazılı kaynaklarında Revan, Erivan, İrivan olarak geçmektedir. XIX yüzyılın başlarında Rus birlikleri tarafından işğal edildikten sonra sehrin ismi Erivan (Эривань) olarak kaydedilmiş, daha sonraları, yirminci yüzyılda tarihte ilk kez Ermeni devletinin başkentine dönüştürüldükten sonra Yerevan olarak isimlendirildi. Ermeni bilim adamları, özellikle tarihiciler şu an Erivan diye tabir ettiğimiz şehrin adının Urartu çarı I Argişti`nin döneminde (m.ö 782 yılında) yapılmış Erebuni (İrpuni) kalesinin ismiyle alakalı olduğunu kanıtlamak için çaba harcıyorlar. Oysa Erebuni Kalesi sadece askeri koruma amacıyla inşa edilmişir ve çevresinde hiç şehir altyapısı mevcut değildir. Urartuluların Ermenilerle hiçbir ilgisi bulunmadığı gibi, eski Erebuni kalesinin da şimdiki Erivan şehriyle ne mekan, ne de tarihsel acıdan asla bir ilişkisi yoktur. Eski yerleşim birimi olan, ortaçağdan şehir gibi şekillenen Erivan yerleşim birimiyle, 1950 yılında yapılan arkeolojik kazılar sırasında ortaya çıkan Erebunu Kalesi arasında hayli ara bulunmaktadır. Sadece XX yüzyılın ikinci yarısından Erebuni kalesinin yerleştiği Kanlı Tepe`yi de banliyö yapımını gerekçe göstererek bu araziye dahil etmişlerdir. Urartulular dönemine ait bulunan eski yazılarından anlaşılmaktadır ki, M.Ö. VIII yüzyılın ilk çeyreğinde Ağrı vadisi (Aras nehri`nin sol kıyısı ve Arpaçay nehri`nin aşağı tarafları) Urartulular tarafından işgal edilinceye kadar aynı bölge Aza halkının ülkesi olarak bilinmekteydi.

Erivan şehri ve çevresindeki yerleşim birimlerinin, nehirlerin, göllerin isimlerinin büyük bir kısmının Azerbaycan Türkçesinde olması bir kez daha kanıtlamaktadır ki, bu topraklar Azerbaycanlıların eski yerleşim birimlerindendir. Erivan şehrinde yapılan kazılarda ortaya çıkan maddi kültürel örnekler içinde şimdiye kadar Ermenilere ait herhangi bir örneğe rastlanmamıştır. Urartuluların yıkılmasından Arap hilafetinin oluşumuna kadar geçen yaklaşık 1200 yıllık sürede hiçbir kaynakta bu yerleşim biriminin adı geçmemektedir. Bunları kimi gerçekleri görmesini bilen Ermeni tarih bilimcileri de itiraf etmektedirler.

 

Ticaret yollarının üzerinde bulunan ve şehir gibi ortaçağda oluşan, sadece Azerbaycan Türklerinin yaşadığı bu kale-şehir, aynı zamanda Azerbaycan'ın zengin kültür merkezlerinden birisi olarak bilinmektedir. Erivan şehri bir merkez olarak, Çukursed beylerbeyliği ve Erivan Hanlığı dönemlerinde sosyal-ekonomik açıdan hızla gelişmiştir.

 

Aramayı (şimdi Hrazdan adlandırılır) ve Gider nehirlerinin arasında bulunan Erivan şehri ortaçağda kuzeybatı ve kuzeydoğu taraftan dağlarla ve tepelerle, güney ve güneybatı yandan ekine yararlı vadilerle çevriliydi. Erivan Kalesi Aramayı nehrinin sol kıyısındaki sert kayalıkların üzerinde kuruluydu. Coğrafi açıdan stratejik önem arz ettiğinden Erivan şehri sürekli savaş alanına dönüşmüş, defalarca elden ele geçmiştir. Savaşlar ve depremler sonucu büyük yıkıma uğrayan şehir, her seferinde kısa sürede yeniden restore edilmiştir. Çok yaygın olan Erivan Kalesi ve bahçeleri şehre gelen tüm gezginlerin ilgi odağı olmuş, onlar hakkında geniş bilgiler sunulmuştur.

 

Kuru ılıman iklim bölgesinde bulunan Erivan şehri, oldukça verimli ve bereketli topraklarla çevrilidir. Ünlü Erivan bağları ve bostanları Erivan hanlarının çeşitli dönemlerde Aramayı ve Gider nehirlerinden yaptırdıkları kanallarla sulanmıştır. Aramayı nehrinden şehirdeki ve çevredeki bağları sulamak için 4 kanal - Mamre, Abuhayat, Delme ve Tezekend kanalları çekilmişti. Şehrin güneyindeki bağlarsa Kırkbulak ırmağından geçen kanal ve çeşmelerle sulanmaktaydı. Erivan topraklarından yılda 2-3 kez ürün toplanıyordu. XX yüzyılın başlarında Erivan şehrinin su ihtiyaçları 4 kaynaktan – Aramayı nehri, Söğütlük denen arazideki küçük dereler, Gider (Kırkbulak) nehrinin şehir bağlarından geçen bölümünde yapılan su deposu ve çeşitli yerlerde kazılan kuyular aracılığıyla karşılanıyordu. XX yüzyılın başında Erivan'dan yaklaşık 19 km uzaklıkta Gider nehrinin kaynağından (Kırkbulak`tan) şehre su tesisatı yapılmıştı. Bu suyun Erivan`a ulaşmasında şehrin zengin Azerbaycanlılarının müstesna hizmetleri olmuştu.

Hanlıklar döneminde Erivan şehri dört bölümden - Kale, Şehir (Şehri), Tepebaşı ve Demirbulak yerleşim birimlerinden oluşmaktaydı. Sayıca çok az olan Ermeniler sadece şehrin çevresindeki bazı kasabalarda yaşıyorlardı. Şehir (Şehri) yolları Erivan'ın en eski parçası olmuştur. Şehri`nin batısında bulunan Tepebaşı beldesinde (şuan Konda denmektedir) Hindistan'dan gelmiş 50'ye yakın Ermeni çingene aileleri (boşalır) yerleşmişlerdi. Tepebaşı beldesini Şehir beldesinden Erivan'ın eşrafının yalıları ayırmaktaydı. Kentin güneyinde bulunan Demirbulak beldesinde (şuan Karanki tag denmektedir) sadece Azerbaycanlılar oturuyordu. Erivan kalesindeyse Fransalı gezginler J.Tavernye ve J.Şarde`nin belirttikleri gibi, sadece Müslümanlar (yani Azeriler) yaşıyorlardı.

 

Modern Erivan kentinde Ermenilere ait yaşı 200 yıldan fazla tek bir tane de olsun tarihsel ve mimari anıtı mevcut değildir. Çünkü Erivan kentinde Ermeniler XIX yüzyılın başlarında Rusya'nın Erivan hanlığını işgalinden sonra yavaş yavaş İran ve Türkiye'den göç getirilerek yerleştirilmişlerdir. Erivan'daki tarihsel ve mimari anıtları Doğu mimarisi tarzında inşa edilmişti. Gezginler kendi eserlerinde hep Erivan'ı tipik Müslüman şehri olarak anlatmışlardır.

 

Erivan şehri kervan yollarının kesiştiği yerde bulunduğundan burada hanlar ve ticaret mekanları yapılmıştı. Taştan örülmüş, ortasında karebiçimli su havuzları bulunan hanlar Erivan'ın en gözde binalarından sayılmaktaydı. XIX yüzyılın başlarında Erivan'da 8 han mevcut olmuştur. Culfa, Gürcü, Zerrabi Han (Serrafhana), Tahir, Sulu, Susuz, Avşar, Hacı Ali hanlarında toplam 851 oda bulunmaktaydı.

 

Şehrin merkezi bölümünde Büyük Meydan(Alan) denen 400X400 m boyutlarında büyük bir alan vardı. Ağır yükleri tartmak için terazi, hafif yükleri tartmak için Mizan terazi de bu alandaydı. Diğer alanlar Han bağı, Zal Han, Hüseyin Ali Han, İşçi pazarı alanı olarak isimlendirilmişti. Penah Han Makinski`nin köşkünün bulunduğu bölgeyse son günlere kadar Penah Han alanı olarak anılmaktaydı.

 

Erivan'da Doğu mimarisinin özelliklerine uygun olarak yapılmış 8 hamam - Şehir, Zal Han, Şeyhülislam, Mehdi Bey, Hacı Beyim (son Erivan Hanı`nın kardeşi Hasan Han'ın kızı), Tepebaşı, Hacı Ali, Hacı Feteli, Kerim bey hamamları vardı. Şu anda Erivan'ın merkezindeki Cumhuriyet alanının bulunduğu yerde bir zamanlar mevcut olan Zal han hamamı`nda yeraltı kahveyle beraber, mukam(müzik) toplantılarının yapılması için özel oda ayrılmıştı.

 

XIX yüzyılın sonları, XX yüzyılı başlarında Erivan kentinde isimleri Azerbaycanca seslenen onlarca sokak vardı. Eski Erivan'da bu sokaklar yaygındı: Şeriat, Kervansaray, Kale, Sultan, Çömlekçi, Nahçıvan, Pazar, Taşlı, Paşa Han, Yabancılar ocağı, Değirmenli, Cami, İşçi pazarı, Tepebaşı, Mezarlık, Naib, Mir Cafer, Rüstem Han, İmame, Körbulak, Bey, Keten, Dükanlı, Sallaklar ve diğerleri.

 

Bağlar beldesi Erivan'da ve çevresinde 1473 köşk mevcut olmuştur ki, onlardan yaklaşık 772`si şehrin içindeydi. Serdar bağı, Delme, Abbasderesi, Abuheyat, Keşağlı, Kızılkale, Dere bağı, Sevzikeri, Husrevabad, Söğütlü, Kul deresi, Kenkan, Kerpichane köşklerinin namı Erivan'dan çok uzaklara yayılmıştı. Erivan bağlarının bazı ürünleri kurutulmuş şekilde Avrupa'ya ihraç edilmekteydi.

 

Kentte ve çevresinde 45 değirmen vardı. Azerbaycanlılara ait Hacıbeğüm, Muhammed Han, Sübhankulu Han, Kale, Han, Dokuz değirmenleri şehrin en büyük değirmenleriydi.

 

Tarihi literatürde Erivan kentinde 15'e yakın caminin ve iki Ermeni kilisesinin isimleri zikredilmektedir. Gök cami (veya Hüseyin Ali Han), Kale Camii (Serdar, yahut Abbas Mirza), Şah Abbas, Tepebaşı, Zal Han (veya Şehir), Sertib Han, Hacı Novruz Ali bey, Demirbulak, Hacı Cafer Bey, Recep Paşa, Muhammed Sertib Han, Hacı İnam camilerinin minareleri uzaktan Erivan'ın müslüman şehri olmasını salık vermekteydi. Ermenistan'da Sovyetler`e katılımdan sonra camiiler ve mesçitler peşpeşe yerlebir edildi. Güney Kafkasya'nın en büyük camisi olan Gök camide Erivan şehrinin tarih müzesi yerleştirilmiş, Zal Han Camii sanatçılar sergi salonuna dönüşmüştü. Sadece Demirbulak camii 1988 yılına kadar mesçit olarak kullanılmaktaydı. Şu an bu cami de yerlebir edilmiş, onun yerinde büyük bir gökdelen inşa edilmiştir. Kentte camilerle birlikte mevcut olan Poğos-Petros ve Katoğke kiliseleri zamanında Hıristiyan misyonerlerinin parasıyla yaptırılmıştı ve amaç Ermenilerin şehre akımını sağlamaktı.

 

1918 yılında Güney Kafkasya'da ilk kez Ermeni devleti - Ermenistan Cumhuriyeti yarandığında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Ulusal Konseyi Erivan şehrinin başkent olarak Ermenilere ödün edilmesiyle alakalı karar vermiştir.

 

XX yüzyılın başlarına Erivan Kalesi, onun içerisinde bulunan Han Sarayı, Abbas Mirza camii şehrin tarihsel ve mimari incilerinden olarak kabul görmekteydi. Ermeni vandalları Erivan kalesini ve içerisinde bulunan tüm tarihi anıtları taker taker ortadan kaldırdılar. 1924 yılında Erivan'ın mimari planının hazırlanarak uygulamağa koyulmasından sonra şehirde mevcut olan Azerbaycanlılara ait tarihsel mimari açıdan önem arz eden tüm maddi anıtlar birbiri ardına yok edildi ki, bunun da asıl nedeni gelecekte Erivan'ın bir Ermeni şehri olarak gösterilmesiydi.

 

XX yüzyılın 30-40`lı yıllarında Erivan şehrinin merkezindeki Azerbaycanlı mahalleleri varlığını korumaktaydı. Ermeniler Erivan'da XIX yüzyılın başlarından itibaren oturmağa başladıkları için Ermeni mahalleleri Azerbaycanlı mahallelerini adeta çevrelemişti. 1950-60`lı yıllarda Azerbaycanlıların toplu yaşadıkları mahalleleri, onların eski mezarlıklarını yeni yapılar inşa etmek bahanesiyle yerlebir ettiler.

 

Azerbaycanlılara karşı işlenen 1905-1906 yılları toplu kıyımları, 1918-1920 yılları soykırımı, 1948-1953 yılları ve 1988-1989 yıllarında yaşanan göçlerin Erivan şehrinin Azerbaycanlı yüzünü Ermeniler açısından bir hayli değiştirdi. Erivan kentinden azerbaycanlıların maddi kültür izlerini silen, hemen ardından Azerbaycanlı etnik kimliğini yok ederek tekuluslu Ermeni kenti kurmasını sağlamış olan Ermeniler şimdi de tarih kitaplarından, ders kitaplarından Azerbaycanlılar`ın izlerini silmek için uğraşıyorlar.

Ermeniler eski Azerbaycan topraklarına nereden ve ne zaman gelmişlerdir?

XX yüzyılın sonlarında SSCB denen imparatorluğun dağılmasıyla tarih bilimine ait olan kimi önyargılar ve bir takım sahte açıklamalar da ortadan kalkmış oldu. Sovyetler Birliği döneminde şuan Ermenistan hudutları içinde bulunan topraklarının tarihini yazmak bir kural olarak hep Ermeni araştırmacıların tekelinde olmuştur. Onlar da uydurma "Eski Ermenistan", "Büyük Ermenistan" teorilerini savunarak, o bölgede yaşamış Yahudiler`in, Rumlar`ın, Urartulular`ın, Aysorlar`ın, Persler`in, Gürcüler`in, Albanlar`ın, özellikle de eski Türklerin ve onların halefleri olan Azerbaycanlılar`ın tarihini Ermeniler`in lehine sahteleştirmişlerdir. Oysa dünya tarih biliminde şu an Ermeni diye isimlendirdiğimiz hayların tarihi kadar karmaşık ve sahte tarihe rastlamak mümkün değildir. Tarihleri kadar, onların milli kimliği de yeterince çelişkili ve karmaşıktır. Bunu pek çok adil Ermeni bilimadamları ve Avrupalı araştırmacılar da itiraf etmişlerdir. Ermeni halkı kadar, Ermeni dilinin de karmaşık olmasını ünlü dilbilimci Manuk Abeğyan da teyit etmiştir.

İlk kaynaklar da onaylamaktadır ki, şuan Ermenistan (Hayastan) diye isimlendirilen topraklara Haylar ilk kez Hıristiyanlığın devlet dini seviyesine yükselmesinden sonra misyonerler olarak gelmişlerdir. Haylar Arap hilafeti döneminde İslam dinini kabul eden yerli türk boylarının terkettikleri dini tapınaklara sahip çıkmış, bu tapınakları kiliseye dönüştürmüş, işte bu tapınaklarda kendi yalancı tarihlerini oluşturmağa başlamışlardır. Bugün Ermeni alfabesi olarak gösterilen, oysa Ön Asya'da bulunmuş ve tarih sahnesinden silinen halkların kullandıkları alfabenin da hayların yaşadıkları bölgelerde misyonerler tarafından yayılması Hıristiyanlığın tebliği için oldukça önem arz etmekteydi. Ermeni alfabesinin yazarı olarak sunulan Mesrop Maştos ta Hıristiyan misyoneri olmuş ve hiçbir zaman şimdiki Ermenistan arazisinde yaşamamıştır.

Hayların tarihi Hıristiyanlığın en eski kitabı sayılan İncil'e ve çeşitli halkların mitolojik kaynaklarına direk uyarlanmış, orada isimleri belirtilen kişilerin prototipleri uydurulmuş ve yer-yurt isimleri sahte tarihlere yansıtılmıştır. Hayların tarihinin babası sayılan ve V yüzyılda yaşadığı belirtilen piskopos Movses Horenasi`nin (Moisey Horenski) "Hayların Tarihi" ni (Ermenice "Hayos patmutyun" denilen bu kitap Rusçaya «История армян» olarak çevrilmeliyken, kasıtlı olarak «История Армении» olarak çevrilerek içeriği saptırılmıştır) birçok ermenilerin tarihini araştıran araştırmacıların bilerekten, kasıtlı olarak değiştirdiklerini düşünün. Ne gariptir ki, Ermeni tarihçileri Eçmiedzin manastırının IV yüzyılın başlarından, hayların alfabesinin ise V yüzyılın başından varlığını iddia etseler de, M.Horenasi`nin "Hayların tarihi" nin en eski el yazması XIV yüzyıldan öteye gitmemektedir. Çünkü bu el yazmaları zaman zaman Ermeni din adamları tarafından bölge halklarının ve devletlerinin tarihine ait bütün dönemler sonradan eklenmiştir. M.Horenasi`nin "tarihi" Avrupa'da ilk kez 1695 yılında tercüme edilerek Amsterdam'da basılmıştır. Bazı Batı Avrupa ilimadamları La Kroz, A.Karriere, S.Marten, A.Gutcshmid, Ermeni tarihçilerinden N.Emin, K.Patkanov, Qr.Halatyans, Garakaşyan bu sonuca varmışlardır, M.Horenasi`nin "Tarihi"nde İncil`den başka aynı zamanda Yunanlı tarihçilerden Strabon`un, Herodot`un, Kteziya`nın, Ksenofont`un eserlerinde kayda geçen urartulular, assurlar, midyalılar, sasanilere ait olayların yüzü aktarıldığında, bu halkların kumandanları, onların ulusları, tarihi kimlikleri Haylar olarak, bu topraklarsa Hayastan olarak gösterilmiştir. Ünlü Ermeni tarih bilimcisi Leo (Arakel Babahanyan) M. Horenasi`nin "Tarihi" nde Hayk`ın (Haykazyanlar dönemi) türevlerinin 1800 yıllık tarihinde 59 emirinin isimlerinin zikrolunduğunu, bu hakemlerden 32`sinin sadece kuruca isimlerinin gösterildiğini, emirlik dönemlerininse gösterilmediğini belirtiyordu. Leo "Ermeni tarihinin babası" olarak kabul gören M. Horenasi`ni yazdığı tarihi kısaca olarak İncil'e eşleştirerek Hıristiyanlığa yapay hizmet gösterdiğini, "Haykazyanlar" dönemindeyse pek te yüksek sadakat atfetmediğini söyleyerek, onun yazdıklarının uydurulmuş tarih olması kanısını savunmuştur.

Diğer Ermeni tarihçisi Bakşi İşhanyansa Ermeniler`in kendilerine gerçek vatan kabul ettikleri "Büyük Ermenistan"ın Rusya`nın dışında - Küçük Asya'da yerleştiğini yazıyor.

Rus araştırmacısı Alexander Anninski M.Horenasi`nin tarihi kaynak olarak eserlerine atıfta bulunduğu yazarların (Mar Abas Katina, Akafangel, Zenob, Favst Buzand) yazdıklarının Avrupa ermeni bilimcileri tarafından hemen hemen tamamen inkar edildiğini yazıyor.

Diğer Rus Kafkasya bilimcisi İvan Chopin eski yazarların eserlerini inceleyerek şu sonuca varmıştır: Haylarla Ermenileri aynı kökenli olduğu söylenemez. M.Ö. XII yüzyılda Balkanlardan Küçük Asya'ya göçetmiş Haylar onlarla akraba olan frako-friki boylarıyla beraber Dicle ve Fırat nehirleri arasında yerleşmişlerdir. Mitolojik rivayete göre, Asur çarı Bel`in üzerinde zafer kazanan Hayk`ın türevleri olan Haylar, onların Van gölü havzasında bulundukları topraklar Hayasa (Hayastan) olarak isimlendirilmiştir. Haylar, zamanında Anadolu'nun Ermeniye (Armenia) yaylası diye bilinen bölgelerinde, Urmiye gölü civarında, ayrıca Kafkasya'da yaşamış ve hurrilerle karışarak tarih sahnesinden silinmiş Subar (Mitan) Türklerinin Ermen adlı boyunun mirasına ve tarihine sahip çıkmışlardır. İşte böyledir, şu anda bir milletin kendilerinin "hay", diğerlerininse "Ermeni" olarak adlandırdığı iki adı var. Ermen yer ismi olaraksa sadece Anadolu`da ve Kafkasya'da değil, Orta Asya ve hatta Baykal gölünün arkasındaki "Erman dağları” na kadar yayılmıştır.

Ermeniler toplu şekilde şimdi Ermenistan denilen araziye Erivan Hanlığı'nın Rusya tarafından işgalinden sonra imzalanan Türkmençay (1828) ve Edirne (1829) sözleşmelerinin koşullarına uygun olarak İran ve Türkiye'den göçettirilmişlerdir.

Tüm yukarıda belirtilenlerden belli oluyor ki, şuan Ermenistan Cumhuriyeti topraklarının ve onun başkenti Erivan'ın Ermenilerle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bu topraklar eski Türk-Oğuz yurdudur.

 

 

Kaynak: Nazim Mustafa “Erivan Şehri”, Bakü - 2013

Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi